Morbülten - Kadınlarla Elele

3/5/2008 - bulten5

Merhaba,
Arka arkaya gelen "namus" cinayetleri artık canımıza tak etti. Medyaya yansıyan/yansımayan yüzlerce, binlerce kadın öldürülüyor son yıllarda. Ya doğrudan öldürülüyor, ya intihara zorlanıyor, zehirlenme ya da kaza süsü verilerek yok ediliyor. Ve bu sayı, devletin duyarsızlığı,
     "Namus

Kadınları öldürüyor!!!...


ihmalkarlığı hatta kışkırtıcı ve teşvik edici tavrı nedeniyle her gün biraz daha artıyor. Son olarak, tam 8 Mart öncesinde gelen Güldünya Tören'in ölüm haberi, dahası ölümden kaçmak için harcadığı tüm çabanın onu kurtarmaya yetmemesi bir kez daha gösterdi ki; TCK değişiklikleri, sığınak taleplerimiz ve bunca yıldır söylediğimiz şeyler konusunda haklıyız. Güldünya, töreden kaçıp emniyete sığındı, can güvenliği sağlansın diye. Ama onu dinleyen olmadı, onu sığınağa yerleştiren de. Zaten sığınak da yoktu! Güldünya'yı, ölümüne karar veren ailesinin tanıdığı bir imamın (bir çeşit yeddiemin) yanına verdiler. Ailenin Korunması Hakkında Kanunu uygulayacak merci yok. Dahası can güvenliğini sağlamakla görevli devlet memurlarının böyle bir yasanın varlığından bile haberleri yok. Güldünya vuruluyor herkesin seyirciliğinde... Tıpkı Adana'da sokak ortasında 52 yerinden bıçaklanan Ayşegül Porsuk gibi... Ölmüyor Güldünya... Hastaneye kaldırılıyor, yoğun bakıma alınıyor. Ölmediğini duyan katilleri onu hastane odasında buluyorlar ve yine vuruyorlar... Hastane yetkilileri Güldünya'yı korumuyorlar. Güldünya yine direniyor. Ölmüyor, ölmek istemiyor. Hastane yetkilileri Güldünya'nın ölümüne karar veren ailesine soruyor, onu yaşatıp yaşatmama kararını. Ailesi 'fişini çekin' diyor. Fişini çektiler Güldünya'nın... Böyle de öldürülebiliyor kadınlar. Yaşama tutunmak için her şeyi yaparken, fişleri çekilerek... Güldünya ve diğer tüm kadınlar için biz bu 8 Mart'ta mezarlıklardaydık. Çünkü biliyoruz ki her mezarlıkta onlarca töre, namus cinayeti kurbanı kadın yatıyor. Oysa biz, mezar değil sığınak istiyoruz. Bu nedenle, 8 mart sayımızı kara bir bülten olarak çıkarıyoruz. Kızgınız, öfkeliyiz, ama umutluyuz da aynı zamanda. Çünkü bu 8 Mart'ta da gördük ki, kadınlar her yıl daha da güçleniyor, daha da örgütleniyor. Ama ne yazık ki, kadınlardaki bu değişimin, bu bilinçlenmenin, bu hak arayışının; özgürlük ve bağımsızlık, talebinin hayat içinde hiçbir karşılığı yok. Kadınlar değişti, bilinçlendi. Ama erkekler de, devlet de yerinde sayıyor. Hatta kadınlar, kendilerine dayatılan kurallara itiraz edip, kendi istedikleri gibi yaşamak istedikçe (bilindik tanımıyla 'itaatsizlik' ettikçe) daha fazla şiddet uygulayarak, hatta dahası öldürülerek "hizaya" getirilmeye çalışıyorlar.

Namus Cinayetleri Politik Cinayetlerdir.
Bu nedenle, bir kez daha altını çizmek istiyoruz: Namus cinayetleri politik cinayetlerdir. Aynen diğer politik cinayetler gibi... Kadınlar, erkeklerin çizdiği sınırlar içinde, erkeklerin koydukları kurallara uyarak yaşamak istemedikleri için; daha bilinen bir deyimle "erkeklere İTAAT etmedikleri için" öldürülüyorlar. Bir cinsin, bir cinse karşı giriştiği, hemen hemen tüm dünyada kuralları üç aşağı beş yukarı belli cinayetlerdir bunlar. Hatta işlenme biçimleri de benzer. Çoğunlukla, sadece kendisine dayatılan kurallara itiraz etmiştir kadın... Kimi zaman, başka birine baktı diye iftiraya kurban gitmiştir, kimi zaman aşk bitmiş, ayrılmak istemiştir, kiminde sevmediği için evlenmeyi reddetmiştir, kiminde kendi seçtiği, istediği biriyle birlikte olmuştur... Namus, töre ya da kıskançlık her ne nedenle olursa olsun, hepsi gelip erkek egemen sistemde düğümlenmektedir. Güldünya ölmeyi reddetmişti; Esra "bekaretini" kutsal törenler eşliğinde kocasına ("asıl sahibine") "teslim etmeyi", Sevda "çok gezmemesi" gerektiğini, Samia ise evinde gördüğü şiddeti reddetmişti. Hepsi ve daha niceleri öldüler. Hayalleri kim bilir kimlere kaldı. Bize ise onları unutmamak unutturmamak düştü. Bu KAPKARA bülten "namus" adındaki en sessiz, en derinden ve en yoğun işleyen politik hareketin öldürdüğü kadınlara ithaf edilmiştir.
Mor Bülten Ekibi

Kadınlar İstanbul ve Mardin'de Mezarlıktaydı: "Bekaretimiz, namusumuz, iffetimiz sizden sorulmayacak"
6 Mart günü İstanbul'da feminist kadınlar "namus cinayetlerinin" son kurbanı Güldünya Tören için Zincirlikuyu Mezarlığı'nda bir basın açıklaması yaptı. Mezarlığa kara giysilerle gelen kadınlar, "Mezar Değil, Sığınak İstiyoruz!" pankartı açıp, "Erkek Vurur, Devlet Korur". "Bedenime Dokunma", "Namusuma Karışma". "Öfkeliyiz, Kızgınız" dövizlerini taşıdı. Yapılan basın açıklamasında; imza attığı uluslararası sözleşmeler gereği töre cinayetlerinin önüne geçmek ve her 7500 kadın ve kız çocuğu için bir sığınak açmak gibi yükümlülüklerini yerine getirmeyen hükümetler, defalarca kendilerine başvurulmasına rağmen, kadınların can güvenliğini sağlamayan güvenlik güçleri ve görevlerini ihmal eden hastane yetkililerinin cezalandırılması istendi. Basın açıklaması için tıklayınız.


Diyarbakır'da ise, KAMER üyesi kadınlar Şemse Allak'ın mezarı başındaydı. 7 Mart günü Şemse'nin mezarına karanfiller bırakan kadınlar, yaptıkları basın açıklamasında, "Kadınlar intihara zorlanıyor, başlık parasıyla satılıyor, kan bedeli, kayın evliliği, berdel, beşik kertmesi gibi evlilik türleri yaşıyor. Bunun sonucunda aile içerisinde yaşanan şiddet, psikolojik, fiziksel ve cinsel boyutta devam ediyor. Namus ve töre cinayetleri işleniyor" dediler.


 



Kadınlar törelere, gelenek adına, din adına, namus adına kendisine dayatılan kurallara sonuna dek, ölümü göze alarak direniyor. Güldünya gibi, kendi bedenine, kendi hayatına sahip çıkıyor. "Biz elimizi kana bulamayalım, iyisi mi sen intihar et" sözlerine teslim olmuyor. "Töre karşısında boynum kıldan ince" diyerek aile meclislerinin aldığı ölüm kararlarına sessizce boyun eğmiyor. Kaçıyor ve devletten korunma hakkını istiyor. Kadınlar, kendi inandığı gibi yaşamak, kiminle, ne zaman, nasıl birlikte olacağına; kiminle evleneceğine kendi karar vermek istiyor. Çünkü hiçkimsenin "namusu", hiçkimsenin "malı", ya da "namuslu malı" olmak istemiyorlar!...


Esra Nur Öztemiz 

Zar yoksa yaşama hakkımız da yok...

ZAR ENDEKSLİ NAMUS: Çorumlu bir baba, sevgilisiyle birlikte olup bekaretini kaybeden 17 yaşındaki kızını, boğazını keserek öldürdü. Esra zorla bekaret kontrolüne götürülmüştü. Götürüldüğü hastane, Tabipler Birliği'nin bekaret kontrollerini yasaklayan genelgesine rağmen, Esra'ya "Bakire Değildir" raporu vererek, adeta ölümüne davetiye çıkardı! Olayın ortaya çıkması ile, cinayetin işlenmesine kadar geçen bir aylık süre belki de, Esra'nın intihar etmesi için yapılan baskılarla geçmişti. Büyük olasılıkla bu baskılar sonuç vermeyince, kızının namusunu kirleten erkeği polise şikayet etmekle yetinen (!) baba, kızının cezasını kendi elleriyle verip, ibreti alem olsun diye boğazını keserek öldürdü. Sonuç: bir küçücük zar karşılığı; kesilen bir boğaz, yok edilen bir kadın, katil babayı bekleyen komik ceza... İşte zar adaleti! Ve biz ısrarla talep etmeye devam ediyoruz: TCK'ya derhal bir madde eklenerek BEKARET KONTROLÜ SUÇ SAYILSIN!

TCK'NIN KOMİSYON KOMİSYON GEZMESİNİBEKLEYEMEYECEĞİZ....

Çünkü şimdi ölüyoruz, Şimdi değişiklik istiyoruz!
TCK'daki nitelikli insan öldürmenin ağırlaştırıcı hallerini düzenleyen 450. maddenin 10. fıkrasındaki kan gütme saikiyle işlenen cinayetlerin yanına namus cinayetleri de eklensin. HEMEN ŞİMDİ! Bekaret kontrolleri yasaklansın: HEMEN ŞİMDİ! TCK'ya eklenecek bir tek "NAMUS" kelimesi, eklenecek bir BEKARET KONTROLÜ YASAĞI maddesi, kim bilir kaç can kurtaracaktır. Bu yapılmadığı takdirde, iktidar da, muhalefet de, her bir TBMM üyesi de, kadınların akıp giden kanları ve yok olan canlarından, kadınların katilleri kadar sorumlu olacaktır! SIĞINAK İSTİYORUZ : Hemen şimdi! Devletin kadınlara karşı sorumlulukları ve uluslar arası sözleşmelerle verdiği sözler yerine getirilsin. AB kriteri her 7500 kadın ve kız çocuğu için bir sığınak açılmasıdır. BM sözleşme ve bildirileri gereği hükümetler "Bütçesine kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesi ile ilgili faaliyetler için yeterli ÖDENEK koyar", koymak zorundadır.. BM Genel Kurulu'nda 20 Aralık 1993 tarihinde kabul edilen KADINLARA KARŞI ŞİDDETİN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Madde 4 "Devletler kadınlara karşı şiddeti yasaklar ve kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesi konusundaki yükümlülüklerinden kaçınmak üzere herhangi bir ÖRF ve ADETİ, GELENEĞİ veya DİNSEL düşünceyi ileri süremez. Devletler her türlü uygun araçla ve hiç gecikmesizin kadınlara karşı şiddeti tasfiye politikasını yürütür." *** DAVACIYIZ ! Adana'da Nilüfer, Diyarbakır'da Kadriye, Mardin'de Şemse, Çorum'da Esra ve son olarak İstanbul'da Güldünya... Ve adını bildiğimiz/bilmediğimiz, kayıtlara giren/girmeyen daha nicelerimiz için bu yıl 8 Mart'ta, Türkiye'nin dört bir yanında "BU YIL KUTLAYACAK 8 MARTIMIZ YOK!!!" dedi kadınlar... Ve Güldünya için görevlerini yerine getirmeyen emniyet ve sağlık görevlileri hakkında Diyarbakır'da, Mardin'de, Ankara'da, İstanbul'da, Mersin'de, Adana'da, Eskişehir'de, Antalya'da, İzmir'de, Çanakkale'de,Küçükkuyu'da SAVCILIKLAR'a giderek suç duyurusunda bulundular. Antalya'da Antalya Kadın Meclisi, Kadın Dayanışma ve Danışma Merkezi, Antalya Barosu, KESK ve CHP üyesi kadınlar, "'Antalya Kadın Ortak Alanı"' adıyla bir araya gelerek, Güldünya'nın ölümünden sorumlu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunup, basın açıklaması yaptılar. Kadınların Türkiye çapındaki suç duyurusu kampanyası sürüyor. Sizler de adınızı, adresinizi yazarak suç duyurusu dilekçenizi en yakın Savcılığa verebilirsiniz. Suç duyurusu dilekçesinin metni için tıklayınız.

Kadriye Demirel  Aile Meclisi nedir, neye karar verir? Gönüllü ilişki kimin iznine, neden tabidir? Medyanın 'yasak ilişki' tanımı yeni cinayetleri nasıl çağırır?
Diyarbakır'da 15 yaşındaki Kadriye Demirel, ağabeyinin taşlı satırlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. Kadriye'nin (anlatıldığı kadarıyla sevdiği adamdan) hamile olduğunu anlayan aile meclisi, Kadriye'yi 20 yaşındaki ağabeyi Ahmet Demirel'in öldürmesine karar verdi. Hem de, hiç tereddüt etmeden, karnındaki 6 aylık çocuğuyla birlikte... Ailesinin istemediği Kadriye'nin cenazesine KAMER'li kadınlar sahip çıktı. Kadriye'nin ölümünde olduğu gibi, törenin, geleneklerin, cinsiyetçi toplumsal kuralların onaylamadığı her türlü ilişkiye "yasak ilişki" gibi sıfatlar yakıştıran medya, hem Kadriye'yi mahkum etmiş, hem ölümünü aklamış, hem de yeni ölümleri teşvik etmiş oluyor ve bunu hep yapıyor...

YA ÖL, YA ÖLDÜRELİM...
11 Mayıs 1992'de Muğla'nın Ula ilçesinde, Atatürk Lisesi 1. sınıf öğrencisi Güzide, okul müdürünün babasını okula çağırarak "Kızına dikkat et, erkeklerle dolaşıyor. En iyisi bekaretini kontrol ettir" dediğini duyarak intihar etti. Mahalle bakkalından, karakol polisine, okul müdüründen mahallenin bıçkın delikanlısına kadar bekaret bekçiliğine soyunan erkekler, kadınları "zar hapsi"ne sokmaya çalışıyor.

MEYDANDA İNFAZ: ALEME İBRET, SAĞ KALAN KADINLARA TEHDİT
26 Şubat 1996... Şanlıurfa'da 17 yaşındaki Sevda Gök, sırf çok gezdiği için NAMUS gerekçesiyle aile meclisinin aldığı kararla, 14 yaşındaki amcaoğlu tarafından mahalle meydanında boğazı kesilerek öldürüldü.

DEVLETİN SİLAHIYLA NAMUS KATLİAMI
Yıl 1996... Esenler'de 10 yıl önce Siirt'ten İstanbul'a göç etmiş bir aileden 2'si çocuk 12 kişi, eski bir korucu tarafından NAMUS gerekçesiyle kalaşnikofla kurşuna dizildi.

NAMUS DENEN KABUS, SEÇME HAKKI VERMİYOR!
Haziran 1997... Kars'ın Digor ilçesinde, biri 14, diğeri 16 yaşındaki iki genç kız, kendilerinden küçük akrabalarıyla berdel usulüyle evlendirilmeyi reddederek birlikte intihar ettiler. Kendi seçecekleri, sevecekleri insanlarla evlenme şansı tanımayan "NAMUS" denen kabus yüzünden iki genç kız birlikte intiharı seçtiler.

KANLI ÇARŞAF YOK DEDİLER, EVLENDİRMEDİLER...
25 Haziran 1999... İstanbul'da Şükran adlı bir kadın, evlenmelerine "dul" olduğu için karşı çıkan sevgilisinin ailesini protesto etmek için, üzerine benzin dökerek kendini yaktı. Dulluk, erkeklerde ya karizma sebebi olarak görülüyor ya da (mümkünse bir an önce bakire bir kadınla evlendirilmek üzere) çöpçatanlık (!) duygularına sığınmayı sağlıyor. Oysa kadın dullar, potansiyel "namussuz" olarak kabul ediliyor, üzerlerine gelen toplum nedeniyle kendi kabuğuna çekilmek zorunda kalıyor...

BOŞASAN DA KURTULAMAZSIN!
Maslak'taki Balkaner Plaza'yı basarak eski eşi sekreter Birgül Özmen ile Yurtbank'ın eski sahibi Ali Avni Balkaner'in oğlu Hakan Balkaner'i öldüren Tuncay Baktimur, "İlişkileri olduğunu düşünüyordum. Üçünü yüzleştirecektim" dedi. Baktimur, Birgül Özmen'in kendisini tehdit ettiğini ileri sürerek, "Erkekliğime laf ediyordu" dedi. Erkekler kadınları öldürüyor, intihara zorluyor ve hiç utanmadan iftira ediyorlar... Oysa Özmen'in arkadaşı Rengin Çağrı,"Evliliği sırasında eşi tarafından sürekli hırpalanıyor, kıskançlık nedeniyle çıkan tartışmalarda şiddete maruz kalıyordu. Dayanamayıp boşandı. Baktimur peşini bırakmadı. Ailesi üzülmesin diye onlara söylememiş" diyordu.

KİMDEN HAMİLE KALDIĞINI SÖYLEMEDİ, ÖLDÜRÜLDÜ
Turgutlu İlçesi'nde oturan Hüseyin İ., 7 Mart tarihinde Emniyet Müdürlüğü'ne başvurarak kızı Ç.İ.'nin kayıp olduğunu bildirdi. Turgutlu polisinin konuyla ilgili araştırması sürerken, Emniyet Müdürlüğü'ne gönderilen bir mektupta, ''Ç.İ..'nin hamile bırakıldığı ve ailenin töre gereği kızlarını öldürdüğü'' kaydedildi. Bunun üzerine polis, Turgutlu Sağlık Ocağı ve devlet hastanelerinden yaptığı araştırmada, kızın 7 aylık hamile olduğunu tespit etti. Gözaltına alınan Ç.İ.'nin ağabeyi Cahit, sorgusunda kardeşini öldürdüğünü itiraf ederken, ''Kendisini kimin hamile bıraktığını sordum, söylemedi. Eğer söyleseydi öldürmeyecektim'' dedi. Ç.İ'nin babası, annesi, kızkardeşi ile dört akrabası gözaltına alındı.

KUŞKULU KADIN İNTİHARLARI
Van'ın Gürpınar İlçesi'ne bağlı Öveçli Köyü'nde oturan 3 çocuk annesi 24 yaşındaki Huriye Dural, 20 Nisan günü kime ait olduğu öğrenilemeyen ruhsatsız bir tabanca ile kafasına sıktığı tek kurşunla intihar etti. 22 Nisan günü Batman'ın Bayındır mahallesinde oturan Ratiye Doğan (18) girdiği bunalım sonucu merdiven boşluğuna kendini asarak intihar etti. Mardin ili Kızıltepe ilçesine bağlı Taçlıca Köyünde oturan 16 yaşındaki Kadriye Altun, av tüfeğiyle intihar etti. Batman ili Beşiri ilçesinde B.Y (32), adlı kadın girdiği bunalım sonucu intihar etti.


Fransa,
Fransız oyuncu Marie Trignant, bir filminin çekimleri sırasında kaldığı otelde sevgilisi Noir Desire Grubunun solisti tarafından dövülerek öldürüldü. Avrupa'nın göbeğinden gelen bu haber, kadınlara karşı süre gelen küresel katliamın sadece bir kanıtıydı... Ya da dünyanın biz kadınlar için ne kadar güvensiz bir yer olduğunu bir kere daha gösterdi.

Amerika, 12 Haziran 1994
12 Haziran 1994: ABD'li ünlü futbol ve sinema oyuncusu O.J Simpson karısı Nicole Brown'ı bir başkasıyla birlikte olduğu için kafasını keserek öldürdü. Simpson'un arabasının lastiklerinde ve kaportasında bulunan kan izlerine karşın, Simpson 3 Ekim 1995'te "delil yetersizliğinden" beraat etti. Ancak 2002 yılında bir barda cinayeti itiraf eden Simpson hakkında tekrar soruşturma başlatıldı. O.J Simpson davasının her aşaması ABD'de basın yayın organlarınca takip edilirken, Simpson'un beraat etmesi de tepkiyle karşılanmıştı. Sadece bir başkasını sevmek, tercih etmemek, kendi bedeni ve yaşamı üzerinde hak sahibi olarak karar vermek... Kadınlar tüm dünyada bu gerekçeyle öldürülüyor. Adı, namus, kıskançlık, töre, mülkiyet ya da başka bir şey oluyor.

Ürdün 31 Mayıs 1994...
16 yaşındaki Kifaya Husayn, 32 yaşındaki abisi tarafından sandalyeye bağlanıp bir bardak su verilerek son duası ettirildikten sonra boğazı kesilerek öldürüldü. Olayın hemen ardından ağabey, elinde kanlı bıçakla "namusumu temizlemek için kız kardeşimi öldürdüm" diye bağırarak sokaklarda dolaştı. Kifaya Husayn'a 22 yaşındaki diğer abisi tecavüz etmişti... (Kaynak; Chicago Tribune, 3 Mayıs 1998)

Lahore, Pakistan, 6 Nisan 1999
Kocası tarafından aile içi şiddete maruz bırakılan iki çocuk annesi Samia Sarwar, boşanma davası açmak üzere görüşmeye gittiği avukatının bürosunda kendi ailesi tarafından vurularak öldürüldü. (Kaynak; İnsan Hakları Raporları, 1999)

Filistin Haziran 2000
25 yaşındaki Filistinli genç tecavüze uğramış olan kız kardeşini iple boğduktan sonra " Onu ben öldürmedim ailemizi ve toplumumuzun namusunu kendi kanıyla temizlemesi için intihar etmeye zorladım" dedi... (Kaynak; Al-Ayyam, Haziran 2000)

Uppsala, İsveç, 16 Haziran 2002
Kürt kökenli İsveç vatandaşı, genç üniversite öğrencisi Fadime Şahindal, İsveç'in Uppsala kentinde "Ailesini Utandırdığı" gerekçesiyle babası tarafından vuruldu. Babası ve 17 yaşındaki erkek kardeşinin istediği adamla evlenmeyi reddettiği için öldürülen Şahindal'ın bir suçu daha vardı. Vurulmadan 4 yıl önce, kendisini ölümle tehdit eden kardeşi ve babasını mahkemeye vermişti. Fadime ailesinin erkek üyelerinden saklanarak yaşamaya devam etmiş, ama sessiz kalmayıp namus cinayetlerine karşı kampanya başlatmıştı..


Mor Çatı'ya ulaşmak için:
Adres:
Katip Çelebi Mah. Anadolu Sok. No: 27 K: 3 D: 7 Beyoğlu-İstanbul
Tel:
0212 292 52 32 Faks: 0212 292 52 33
E-mail: morcati@ttnet.net.tr

Mor Bülten Ekibi : Esin Düzel, Filiz Çelebi, Fulya Bayraktar, Hülya Gülbahar, Mecal Topantaş,
Özgül Kablan, Özgür Erbaş, Süheyla Doğan, Şenay Akdemir, Türkan Kürkçü

Bize Mail atın Sayfayı Yazdır!

Bu bültenin yayınlanmasında bize hosting sağlayan Atlas.Net'e teşekkür ederiz.



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/5/2008 - bulten4

Kategori: haber

Merhaba,
Dördüncü bültenimizle karşınızdayız. Şiddetin gündemi her zamanki gibi yoğun. Neredeyse mini bir ansiklopedi gibi hazırladığımız bültenimiz, sonuçta budana budana fasikülcük boyutuna indi. Yerimiz dar, sözümüz çok. Çıkardıklarımızı içimize ve hafızamıza gömdük. Unutmamakta ısrarcı olup, unutturmamak istediğimiz olayların başında, Melih Gökçek’in “sığınakların fuhuş mekanları olduğunu” ima eden sözlerinden, kadın hareketinin tepkisinin ardından ve büyük olasılıkla yerel seçimlerin tarihini hatırlamasıyla çark etmesi vardı! Biz daha bunun şaşkınlığını atamadan, bir banka soruşturmasında ele geçirilen ve nasılsa basına sızan İlyas Atak’ın Gülben Ergen’le sevişme kasetleri hayatımıza girdi. Ardından etkili ve de yetkili bir politikacımızın, “ evlilik içi tecavüz suç olmalı” diyen kadınlar için “bunlar da, sırf yataklarındaki rahatı düşünüyor, kardeşim!”
"MS 3000’de bulunan bir kalıntıda şunlar
yazacak: MS 2003 yılında bir milletvekili
evliyken başkalarıyla sevişenlerin
hücreye kapatılmasını istedi! ..."

Mor Bültene Akşit'ten yanıt geldi..
3.sayımızda yer alan Yerel Yönetimler Yasa Tasarısının sığınakların kapanmasına neden olabileceği ve KSSGM’nin kapatılma olasılığına ilişkin yazımızın çeşitli basın yayın kuruluşlarınca haberleştirilmesinin ardından,Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit bir basın açıklaması yaptı.Akşit açıklamasında,tasarıya ilişkin endişelerimizin yersiz olduğunu,KSSGM yasasının hazırlanarak yeni yasama yılında gündeme getirilmesi için çaba gösterildiğini ve konunun takipçisi olduğunu belirtti.
Bizler de Akşit gibi kadınları ilgilendiren tüm konuların takipçisi olmaya devam edeceğiz.

dediği duyumunu aldık.
Bir de, Sultanbeyli’nin Saadet Partili Belediye Başkanı Yusuf Karakaya’nın,kendinden yardım istemeye gelen kadınları, yardım karşılığı sevişmeye zorladığı iddiasıyla ortaya çıkan kasetler her şeyin üstüne tüy dikti.Tüm bu haberler ve bizlere ulaşmayan daha da fazlası, kadına yönelik şiddetin doğusuyla batısıyla bütün dünyada süregiden bir iktidar savaşı olduğunu ve erkeklerin şiddet kullanarak kadınların hayatları üzerinde mutlak bir hakimiyet kurma çabalarını gösteriyor. Bunlar ne ilkleri ne de sonuncuları... Kadına yönelik şiddetin son bulması için bize daha çok yazın. Sözünüz sözümüz olsun ! ...<>
Mor Bülten Ekibi


Ekonomik Şiddete Son !
Kampanyamıza bir imza da siz atar mıydınız? .


17 Milyon Evli Kadın Emeğinin Karşılığını İstiyor!
17 milyon evli kadının emeğini değersiz sayan Medeni Kanun’un Yürürlüğüne İlişkin Yasa’nın 10.maddesinin değiştirilmesi için düzenlenen “Kadına Yönelik Ekonomik Şiddete Hayır Kampanyası” devam ediyor. Bugüne dek otuz binin üzerinde imza toplandı. Şehirlerin çeşitli noktalarında ve pazar yerlerinde açılan imza masalarında kadınlarla konuşuldu. Daha önceki tarihlerde boşanmış kadınlar, kadın arkadaşları için, henüz evlenmemiş gençler anneleri, teyzeleri için, erkekler durumun vehametinin farkına varıp yasa adına utandıkları için, emekli ikramiyesiyle borç harç ev alıp kendi üzerine geçirmeyi başarmış bu kanunla belki de hiç emeği geçmeyen kocasıyla bölüşmek durumunda kalan az sayıdaki kadınlar bile tüm kadınlar için, hepimiz için imza verdiler... Ev içi emeğimizin görmezden gelinmesine itirazımızı dile getiren kampanyamız sonuç alana dek devam edecek. 19 Temmuz 2003 Cumartesi günü Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde kadınlar, postanelere giderek topladıkları imzaların bir kısmını sembolik olarak TBMM’ne postaladılar. Ayrıntılı bilgi için Mor Çatı'yı arayabilirsiniz (0212.292 52 32)veya morcati@ttnet.net.tr adresine bir mail atınız (erkeklerden de imza alıyoruz :) Kampanyayla ilgili basın açıklaması metni ve dilekçe örneği için tıklayınız.

Küçükkuyulu Kadınlar da Emeklerinin Peşinde
Küçükkuyu Kadın Dayanışma Grubu, “Ekonomik Şiddete Hayır” kampanyası kapsamında topladığı dilekçelerin bir kısmını TBMM’ye yolladı. 19 Temmuz’da tüm Türkiye’deki kadınlarla birlikte topladıkları 500 dilekçeden sembolik olarak yalnızca 40’ını TBMM’ye gönderdi. Küçükkuyu’lu kadınlar dilekçelerini önümüzdeki günlerde kendi elleriyle Meclis’e götürecek ve emeklerinin peşini bırakmayacaklarını söylediler.
Ayrıntısı için tıklayınız.

Ka.Der Kurultayı
Ka.Der (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği), 14-15 Haziran tarihlerinde İstanbul Dedeman Oteli’nde, çalışma yaşamı, eğitim, kadına yönelik şiddet, siyasi temsil ve katılım eksikliği alanlarında kadınların sorunlarının ele alındığı “Kadın Sorunlarına Çözüm Kurultayı” düzenledi. Birleşmiş Milletler’in Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Pekin ve Pekin+5 Belgeleri esasına dayalı olarak Türkiye’nin somut eylem planı hazırlamasına katkıda bulunulması hedefleniyor.
Ayrıntılar için tıklayınız.

Doğu Cephesinden İyi Haberler Var!
Doğubeyazıt Belediye Başkanı Mukaddes Kubilay’ın öncülüğünde, bölgedeki kadınların sağlıksız koşullarda evde tek başlarına doğum yapmalarını önlemek ve hamilelik dönemlerinde sağlık kontrollerini yapmak üzere Ayşe Zarakolu Kadın, Sağlık ve Eğitim Merkezi açıldı. Mahalle ve köylerde sağlık taramaları da gerçekleştirecek Merkez’de ayrıca, örgü, nakış, kumaş ve tahta boyama kursları da düzenlenecek. Kadın konusunda her türlü kitap ve yayının bulunabileceği bir kütüphaneyi de bünyesinde bulunduran Merkez’de tiyatro salonu, internet odası da var. Bizce merkezin en önemli odası, şiddete uğrayan kadınların barınabileceği yatakhane bölümü. İşte kadın bilincine sahip kadın belediye başkanı/siyasetçi farkı! Umarız bu uygulama diğer yerel yönetimlere de örnek olur...


Amina Laval Kurtuldu!
Nijerya’lı Amina Laval sonunda recm edilerek (taşlanarak) öldürülmekten kurtuldu. Boşandıktan 10 ay sonra bir çocuk dünyaya getirmesinin ardından, zina işlediği için yargılanmaya başlayan Laval’a Katsina eyaletindeki yerel mahkeme recm cezası vermişti. Ancak, Laval’ın başvurusunu değerlendiren Katsina Eyaleti Yüksek Mahkemesi, Laval’ın suçsuzluğuna karar verdi. Kararından dolayı mahkemeyi kutlarken, Laval’ın yanında mücadele eden herkese, hepimize gözümüz aydın diyoruz. Yasalar her zaman adil değildir... Keşke Şemse’nin de kurtulma şansı olsaydı da “anısına” tiyatro oyunları olmasaydı....


Yeni Atölye Yeni Yaşamlar
Sosyal güvencesi olmayan, ayrımcılığa, şiddete ve haksızlığa maruz kalan kadınlar, verdikleri mücadele ile kendi yaşam alanlarını kurdular. SHÇEK’e bağlı eğitim merkezlerinden sonra, Kadının İnsan Hakları Projesi kapsamında da eğitim alan kadınlar, Okmeydanı Toplum Merkezi’ndeki çalışmalarının ardından şimdi de kendi atölyelerini, aslında yaşamlarını kurdular. Fotoğraf albümü, defter, abajur gibi ürünleri bir kooperatif aracılığıyla pazara sunabilme çabasındalar. Herkesi haksızlığa ve şiddete karşı yürütülen bu ve benzeri mücadelelerle dayanışmaya çağırıyoruz.



Türkiye'den Kamla Geçti!


Hindistan'da inanılmaz güçlü bir kadın hareketi olduğunu biliyoruz, ama bunu yaratan kadınlarla tanışmak bambaşka bir duygu. Büyük bir güç ve enerji veriyor insana. Bu tür ulusal ve uluslararası kadın aktivistlerle tanışmak ve sohbet etmek Türkiye'de çok sık yakalayamadığımız bir şans. Bu şanslı anlardan birini; Hindistan'ın en büyük kadın örgütü Jagori'nin aktivist ve uzmanlarından olan Kamla Bhasin'in, KADAV Yayınlarından çevirisi çıkan Ataerkil Sistem, Erkeklerin Dünyasında Yaşamak, Feminizm Üzerine Bazı Sorular, ve Toplumsal Cinsiyet, Bize Yüklenen Roller isimli kitaplarını tanıtmak ve Türkiyeli kadınlarla dayanışma ağları kurmak üzere gelmesiyle yakaladık. (ayrıntısı için tıklayın)

                     

BM Şiddet Raportörü: Yakın Ertürk
BM İnsan Hakları Komisyonu’nun Kadınlara Karşı Şiddet Raportörlüğü’ne, ülkemizden çeşitli araştırmalar yapmış, kadına yönelik çalışmaları yanı sıra yurtiçi ve yurt dışında ulusal ve uluslararası görevlerde bulunan Prof.Yakın Ertürk atandı. Cedaw Ek Protokolü, AB Demokratikleşme Paketi gibi taraf olduğumuz anlaşmaların ve edinilmiş haklarımızın yaşama geçirilmesi ve kadınların bilincinin yükseltilmesi çalışmaları, artık uluslararası düzeyde, ama yanıbaşımızda takip edilecek. Dünyanın her yerindeki kızkardeşlerimizle birlikte, şiddete dayalı erkek toplumlarındaki kadına yönelik şiddeti gözler önüne sermeye, şiddete karşı duyarlılığı arttırmaya ve toplumsal cinsiyetler arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmaya çabalıyoruz. Ülkemizdeki çalışmaların da kadın kuruluşları ile ortak platformlarda yürütüldüğü takdirde, daha da ileri götürüleceğine inanıyoruz ve Prof. Yakın Ertürk’ü kutluyor, dayanışma duygularımızı gönderiyoruz. Prof. Ertürk’ün işi hiç kolay değil, özellikle de kendi ülkesinde bile devletin aç(a)madığı sığınaklara baktıkça...Türkiye’de kadına yönelik şiddet yaygın, buna karşın devlet maalesef alması gereken önlemleri almamakla birlikte, bu konuda çalışma yapan kuruluşlara destek olmaktan da bir hayli uzak.

Şimdi Bana Kaybolan Oylarımı Verseler!
Uçan Süpürge’nin düzenlediği resepsiyona katılan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e “İki dönemdir başkentin büyükşehir belediye başkanısınız, ama kadına yönelik şiddet ve sığınaklar konusunda hiç bir şey yapmadınız. Bütün dünyada sığınakların en önemli destekçisi yerel yönetimlerken, siz bu konuda ne yaptınız” sorusu yöneltildi. Uçan Süpürge’nin internet sitesinde yer alan habere göre Gökçek, Devlet Bakanı Güldal Akşit’in önünde şu yanıtı verdi: “Sığınma evleri açıldıktan sonra neye dönüştü biliyor musunuz? Bunun ne olduğunu burada açıklayamam, çünkü burada hanımlar var.” Bunun üzerine Uçan Süpürge yazılı olarak Gökçek’ten, belediyenin sığınaklara ilişkin çalışmaları ile son sözleri hakkında açıklama istedi. Ancak Gökçek, verdiği yanıtta (yerel seçimlerin yaklaştığını hatırladığından olsa gerek) sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyledi. Avrupa Birliği kriterlerine göre, her 7500 kadın ve kız çocuğuna bir sığınak açmakla yükümlü olan Gökçek, şimdiye dek görevini yapmadığı gibi bundan sonrası için de bize umut vermiyor. Gökçek’in ifadesi bizlere, Medeni Yasa’nın evliliklerdeki mal rejimine ilişkin görüşmelerde “Karılara yedirmeyiz” sözleriyle ortalığa saçılan bir başka siyasetçimizi hatırlattı. Ne diyelim, zehir zıkkım olsun o yedirmedikleriniz!


Siyasi Erk Erkeksi Olunca…
DEHAP İstanbul İl Kadın Kolları yöneticisi Gülbahar Gündüz, 14 Haziran 2003 sabahı, barış masası eylemine katılmaya giderken, Saraçhane’de sivil polis olduğunu söyleyen 4 kişi tarafından kaçırıldı. 12 saat boyunca, gözleri bağlı olarak, her türlü şiddete, tecavüze uğradı ve gece TEM otoyoluna atıldı. Faillerin her ne hikmetse yakalan(a)maması, kamuoyuna bildik bir hikayeyi hatırlattı. 16 Haziran’da da Bingöl’de kadınların, toplumsal barış için diyaloğa davet çağrısını içeren basın açıklaması engellenerek 100’den fazla kadın gözaltına alındı. Eylemci kadınlara polisin “Niye siz kadınlar hep en öndesiniz” sorusu, siyasetin erkek işi olduğuna ilişkin yargının bir başka göstergesiydi. Kadın siyasete girip, erkeğe mahsus kılınmış has bahçelere dalınca iktidarlarının ellerinden gideceğinden korkan erkekler saldırganlaşıyorlar.

Asıl İlyas Utansın (!)
Bir banka soruşturması kapsamında ele geçirilen kasetler aracılığıyla, İlyas Atak ve Gülben Ergen’in yıllar önce yaşadıkları ilişkinin en samimi görüntüleri hayatımıza sızdırıldı. Ayrıca, İlyas Atak’ın pek çok kişiye ait bu şekilde çekilmiş kasetleri elinde bulundurduğu da açıklandı. İlyas Atak’ın hangi niyetle bu kayıtları yaptığı araştırılmazken, kadın olduğu için Gülben Ergen’in ruhu didik didik edildi. Kimsenin pornografiyi sorgulamak aklına gelmediği gibi pornografik kültür medyayı yönlendirdi: Tekrar haberlerle ve art(tırıl)an detaylarla izleyicinin “iştahlarına” seslenildi. Bir kadının özel hayatı onun sıfatı haline getirildi, tabiri caizse “damgası” oldu. Her zamanki gibi! İki kişilik bir eylemin tüm külfetini neden Gülben çekti? Oysa ki İlyas Atak, gizlice çekim yapmanın ve ilişkisini teşhir ederek uyguladığı şiddetin bedelini bile ödemedi. Ceza olarak verilen 1 milyar cezayı saymazsak.

Oluyor Böyle Olaylar Umarız Türk Polisi Yakalar!
Edirne‘de, 17 yaşındaki bir genç kızın üç arkadaşı tarafından ilaç içirilerek ve dövülerek tecavüze uğrayışını kaydedip, el altından pazarlayan AKP Edirne milletvekili Ali Ayağ’ın oğlu M.Ayağ’ın “başarılı” çekimleri de basına sızdırıldı! Üç tecavüzcünün yakalanmasına karşın, M.Ayağ ortalıktan kaybolmayı başarabildi. Çünkü Ali Ayağ, oğlunu suçlu olup olmadığına kendinin karar vereceğine inanıyor. Zira suçlu olduğuna inanırsa oğlunu adalete kendi elleriyle teslim edeceğini söylemiş. Öncelikle sayın milletvekiline hatırlatmak isteriz ki; birinin suçlu olup olmadığına karar vermek mahkemelerin işidir. Emniyet güçleri de her ne hikmetse(!) bir vekil oğluna dokunamıyor. İlyas Atak-Gülben Ergen kasetiyle günlerce ortalığı ayağa kaldıran basından ise tık yok!

Maço Olmaktan Kurtulamayan Muhalif
Fransız rock grubu Noir Desir’in muhalif (?) solisti Bertrant Cantat, sevgilisi oyuncu Marie Trintignant’ı döverek öldürdü. Litvanya’da film çekimlerinde buluşan çift arasında geçen “şiddetli” kavganın sonunda, Marie’nin beyninde ağır hasar meydana geldi. Tüm çabaya karşın Marie kurtarılamadı ve 1 Ağustos’ta yaşama veda etti. Ne hazindi ki Marie, Colette adlı bir feministin hayatını oynuyordu… Olayın ardından her kesimden tepkiler geldi, ama bizi en çok şaşırtan, bazı muhalif (?) kadın yazarların “bizden birinin bunu yapması üzücüdür” yorumları oldu. Oysa ki erkek egemen sistemde; kadına yönelik şiddetin sosyal statü ayrımı, eğitim düzeyi, politik eğilim farkı, köyü kenti, doğusu batısı yoktur.

Üfürsem Uçacaktı, Üfürmedim Dövdü!
Van’ın Çaldıran İlçesi’nde 70 yaşındaki Timur K. imam nikahlı eşi 20 yaşındaki Şaziye Ö.’yü döverek hastanelik etti. Timur K. İle Şaziye Ö.’nün tartışmalarının kavgaya dönüşmesi üzerine Timur Dede, eline geçirdiği bir sopayla Şaziye’yi dövdü. Timur Dedenin gücü kesilmeye başlayınca evden kaçabilen Şaziye, polise sığındı. Polisler, Şaziye’nin yüzündeki morluklar ve kanları görerek onu sağlık ocağına götürdü. Şaziye, ilk müdahalenin ardından Van Devlet Hastanesi’ne götürülerek, yoğun bakıma alındı. Olaydan sonra kaçan Timur K'nin yakalanması için çalışmaların devam ettiği bildirildi. Şaziye üflese uçacak 70’lik dededen niye dayak yedi? Niye elini kaldıramadan yoğun bakımlık oldu? Şaziye niye o adamla evlendirildi? Şaziyeleri duyuyor musunuz?

Tecavüz Et! Evlen! Kurtul!
Samsun’da erkek arkadaşının tecavüzüne uğrayan HS(14), köy halkına rezil olduğunu, bu utançla yaşayamayacağını söyleyerek, tecavüzcüsü Ramazan Könez’le(27) evlenmeyi seçti. Daha doğrusu onunla evlenirse kurtulacağına inandırılmıştı. Zaten kaç seçeneği vardı ki! Ramazan Könez’in HS’nin gözünde kurtarıcı olmasının yegane sorumlusu yine erkek egemen yazılı ve yazılı olmayan kurallardır. Kim ömrünün geri kalanını, kendine tecavüz eden biriyle değil aynı yatakta, aynı şehirde geçirmek ister ki? HS’nin uğradığı tecavüz nedeniyle utanç duymak zorunda bırakılması, onu tecavüzcüsüne sığınmaya itti. Ramazan evlenerek hapisten kurtuldu, ama HS ömür boyu Ramazan’a mahkum oldu!

On Bin Yılda Bir Arpa Boyu!
ABD’nin kumar merkezi Las Vegas’ta düzenlenen, erkek avcıların çıplak kadınları avladığı bir oyun, kadına yönelik şiddetin nasıl bir ekonomik malzeme haline dönüştüğünü gösteriyor. Oyunun kuralları ise şöyle: Çıplak kadınlar kaçıyor, boya içeren sahte mermilerle erkekler kovalıyor. Kadınların sadece tenis ayakkabısı giymesine izin veriliyor. Erkekler oyun için 5-10 bin dolar parayı gözden çıkarıyorlar. Güvenlik için kadınların göğüsten yukarısının vurulması yasak, ama avcıların bu kuralı pek de uygulamadığı belirtiliyor. Paintball silahından atılan bir mermi, saatte 200 mil hıza ulaşabiliyor. Oyunda vurulan Gidget, canının tahmininden çok yandığını, hatta acıdan ağladığını anlatıyor. Bu oyuna gönül veren aciz erkekler ilkel zamanlardaki avcı atalarını aşamamışlar demek ki!

Tecavüzde Zar Farkı! Bölüm 2
Sivas’ta BÖ’yle (14) ilişkiye girip hamile bıraktığı için yargılanan ve cezası BÖ’nün kızlık zarı bozulmadığı için doğuma bağlı olan Yusuf Serter (24), BÖ’nün düşük yapması üzerine tahliye edildi. Mahkeme Serter’e vereceği cezayı belirlemek içi bu kez de BÖ’nün düşük yaparken kızlık zarının bozulup bozulmadığının tespitini bekliyor. Yani mahkeme BÖ’nün ne yaşadığıyla değil, kızlık zarıyla uğraşıyor. Ancak bu durumda mahkemenin de elinden gelen bir şey yok. Çünkü yasa bunu emrediyor.

Heykelimiz Bile Tahrik Etti!
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'nin Cengiz Topel heykeli yerine yaptırdığı ve açılışı Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen tarafından gerçekleştirilen, sağ omuzu açık kadın heykeli tartışma yarattı. Eskişehir yerel basını, heykelin kaldırılması için seferber oldu. Sakarya gazetesi, Marilyn Monroe'ya benzettiği heykeli seksi olarak nitelendirirken, İstikbal Gazetesi ise haberi manşetten vererek “Heykel açılışında Büyükerşen'e tepki” başlığını kullandı. “Erkekleri tahrik ettiği” anlaşılan kadın heykelinin akıbetinin, Kars’ta bir süre önce kırılan kadın heykellerine benzememesini umuyoruz.

Kazemi’nin ölümünün üstünü örtmeyin!
İran asıllı Kanadalı kadın fotomuhabir Zehra Kazemi, Tahran’daki Evin cezaevinin önünde tutuklu yakınlarının fotoğraflarını çekmeye çalışırken gözaltına alındı. İstihbarat Bakanlığı’ndaki ilk sorgusunda rahatsızlandığı gerekçesiyle hastaneye kaldırılan Kazemi, 10 Temmuz’da öldü. İran yetkililerinin Kazemi’nin felç geçirdiğine ilişkin iddiaları, adli tıp raporuyla yalanlandı. Bu rapora göre Kazemi, dayak sonucu beyin kanamasından ölmüştü. İran Cumhurbaşkanı Hatemi, soruşturmanın fail olabilecek kişilerce yürütüldüğü için, “taraflı” olduğunu açıklarken, İstihbarat Bakanlığı’nın iki sorgu görevlisi hakkında “kasıtsız adam öldürme” suçundan dava açıldı. İran İstihbarat Bakanlığı ise savcılığın, iki görevlisini sorumlu tutan açıklamasını “düpedüz yalan” olarak yorumladı. Adı ilk kez açıklanan sanık Muhammed Rıza Agdam Ahmedi, çıkarıldığı ilk duruşmada, hakkındaki suçlamaları reddetti. Bu arada Kazemi’nin davasını 2003 Nobel Barış Ödülü’nü kazanan İranlı insan hakları savunucusu Şirin Ebadi üstlendi.

Bu Bir Kabus Olsa Gerek
AKP Konya milletvekili Ahmet Büyükakkaşlar, meclise verdiği önergeyle zina yapan kadın ve erkeklerin 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını, ayrıca bu suçun işlenmesinde suç ortağı olanların da aynı cezaya çarptırılmasını istedi. Yürürlükteki Medeni Yasa’ya göre, evli bir kişinin bir başkasıyla birlikte olması boşanma sebebi sayılıyor. Anayasa Mahkemesi, daha önce verdiği yerinde bir kararla, Türk Ceza Kanunu’nun zina suçunu düzenleyen maddesini iptal etmişti. Kadın örgütlerinin önerileri doğrultusunda değiştirilen TCK tasarısını, iktidara gelir gelmez kendi görüşlerine göre yeniden düzenleyen AKP iktidarı, büyük eleştiriyle karşılanmıştı. Özellikle cinsel bütünlüğe karşı işlenen suçları, edep törelerine karşı işlenen suçlar başlığı altında düzenlemesiyle kadın örgütlerinin tepkisini çeken AKP, Büyükakkaşlar’ın bu önerisiyle kendini bir kez daha göstermiş oldu.


Mor Çatı'ya ulaşmak için:
Adres:
Katip Çelebi Mah. Anadolu Sok. No: 27 K: 3 D: 7 Beyoğlu-İstanbul
Tel:
0212 292 52 32 Faks: 0212 292 52 33

Mor Bülten Ekibi : Esin Düzel, Filiz Çelebi, Fulya Bayraktar, Hülya Gülbahar, Mecal Topantaş,
Özgül Kablan, Özgür Erbaş, Süheyla Doğan, Şenay Akdemir, Türkan Kürkçü, Berna Ekal,Evrim Kaya
Katkıda Bulunanlar : Cihan Şahin

Bize Mail atın Sayfayı Yazdırın!

Bu bültenin yayınlanmasında bize hosting sağlayan Atlas.Net'e teşekkür ederiz.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/5/2008 - bulten3

Kategori: haber

Merhaba,
İlk iki bültenimiz için değerli eleştirileriniz ve desteğiniz için teşekkürler.
Irak'a saldırının bitip, gözlerimizin önünde artık Irak'ı yağmalamak ve tüm bölgede ve hatta tüm dünyada sonsuz bir yağmayı kalıcılaştırma operasyonunun sürdüğü şu günlerde, biz hala "Barış hemen, şimdi. Ve daima!" demeyi sürdürüyoruz, ve hep sürdüreceğiz. Ayrıntıları ilk haberimizde bulabilirsiniz.
Ayrıca, kadınlarla ilgili icraatı konusunda ilk bültenimizde SIFIR NOT verdiğimiz AKP'ye yeni sorularımız var. Ama artık sadece soru sormak değil, yanıt almak istediğimiz için, üç büyük KAMPANYA haberimiz var. Ve tabi ki, büyük ilgi gören şiddet haberlerinin Morbültence derlemesini bu sayıda da bulabileceksiniz. İyi okumalar...
<>
Mor Bülten Ekibi

"Feminizmin tam olarak ne demek olduğunu hiç bir zaman bulamadım; tek bildiğim, ne zaman beni bir paspastan ayıran duygularımı ifade etsem insanların bana feminist dediği..." Rebecca West

Barış Feminist Bir Meseledir,
İki bülten arasında, yeni yüzyıla, belki de binyıla damgasını vuracak Irak saldırısı bitmiş oldu. ABD (diğerlerini hep unutuyoruz nedense, işbirlikçiliğin kaderi herhalde... ve İngiltere, ve diğerleri) hedeflediği yağmayı sürdürüyor.
Biz kadınlar da, bunca işimiz, gücümüz, derdimiz arasında yine cinsiyetçi sistemlerin doğal sonuçlarından biri olan militarizm ve savaşlara değinmek mutsuzluğuyla karşı karşıyayız.
Başındaki 21. Yüzyılın Hitler'i ile dünya imparatorluğunu ilan etmeye çalışan ABD'den söz etmek zorunda kalmak bile, şiddetin bir başka



Kadınlar Unutmaz ve Hesap Sorarlar!
AKP Hükümetine karşı üç kampanya birden...


17 Milyon Evli Kadın Emeğinin Karşılığını İstiyor!
Kadınlar, aile içindeki emeklerine, dışarıdaki çalışmalarının gelirlerine ve hatta miras paylarına elkoyma sonucunu doğuran yeni medeni yasadaki mal rejiminin yürürlük maddesiyle ilgili ülke çapında bir kampanya başlattı. Maddenin değiştirilmesi için TBMM'ye dilekçe ile başvuru kampanyası, Antalya, Çanakkale-Küçükkuyu, İstanbul ve Van'daki kadınlar başta olmak üzere çeşitli illerde başladı. Dilekçeye imza vermek istiyorsanız morbulten2003@yahoo.com adresine bir mail atınız (erkeklerden de imza alıyoruz :) Ayrıntılı bilgi için Mor Çatı'yı arayabilirsiniz (0212.292 52 32). Kampanyayla ilgili dilekçe metni ve basın açıklaması ve tıklayınız.

TCK Tasarısı
Bir diğer kampanya da,evlilik içi tecavüzü suç saymayan, namus cinayetlerini önlemede yetersiz düzenlemeler getiren, cinsel suçları hala "edep törelerine" karşı suçlar olarak tanımlayan, kadınları bakire ya da evli olup olmadıklarına göre sınıflayan, tecavüzcüleriyle evlenmeye zorlayan eksiklerle, yanlışlarla ve bir dolu cinsiyetçi hükümle dolu TCK Tasarısının değiştirilmesi için...
Basın açıklaması ve TCK Kadın Çalışma Grubu'nun hazırladığı rapor için tıklayınız.

Yerel yönetimler yasası ile KSSGM ve sığınakların kapatılmasına seyirci kalmayacağız.
Yeni tasarı, sosyal devlete elveda deyip, demokrasiyi bir başka yüzyıla bırakıyor, kamu hizmetlerinin hemen hemen tümü ya özelleştiriliyor ya da paralı hale getiriliyor. KSSGM (Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü) ve Aile Araştırma Kurumu kaldırılıyor. SHÇEK'e bağlı Kadın Sığınmaevleri ise yerel yönetimlere devrediliyor ama yerel yönetimlerin sığınak açma görevi tasarıdan çıkarılmış. Demek ki, bunlar da kapatılmak isteniyor.
Ayrıntılar için tıklayınız.

Erkekler yönetiyor, dünya belini doğrultamıyor!
Şili'nin Başkenti Santiago'da toplanan 108. Parlementolararası Birlik toplantısının verilerine göre, dünya parlamentolarındaki kadınların oranı yüzde 15'ten az. Bu oran Latin Amerika ve Avrupa'da yüzde 17 iken Kuzey Avrupa'da yüzde 40.1. Sormadan edemiyoruz: Kadınların politikaya katılım oranları bu kadar az olmasaydı, Irak savaşı ve diğerleri olur muydu?


Yıllar önce, şık fularlı, sarışın, kadın bedenli erkek beyinli politikacımız, devlet erkini elinde tutarken anlatmaya çalışıyorduk, "biyolojik olarak kadın olmak yetmez, kadın bilinçli olmak, kadından yana olmak, hatta mümkünse feminist olmak gerek" diye... Kendisi de, Irak saldırısı öncesinde "savaşı yönetecek BAŞBAKAN olmak istediğini" söyleyip durmuş idi. Bu küçücük haberimiz, 'Bu mu kadın politikası farkı?' diye soran erkeklere ve kafası karışık kadınlara ithafen ve KADIN POLİTİKASI farkını görebilmeleri dileğiyle:
"Yeni Zellanda'nın Kadın Başkanı Helen Clark, Irak'a asker gönderdiği için halkın yoğun tepkisiyle karşılaşan Avustralya'nın Erkek Başkanı John Howard ile 9 Mart'ta Auckland'da bir araya geldiklerinde Irak konusunda keskin fikir ayrılıkları olduğunu dile getirerek, barışçı tutumunun altını çizdi."

Amina'yı öldüremeyeceksiniz!
30 yaşında Nijeryalı Müslüman bir kadın olan Amina Lawal, zina yaptığı gerekçesiyle, Katsina Eyaleti'ndeki şeriata dayalı ceza yasasına göre zina suçundan yargılanıp taşlanarak öldürülme (recm) cezasına çarptırıldı. 3 Haziran 2003'de yapılacak son duruşmada infaz tarihi açıklanacak. Tüm dünyada, ölüm cezalarının kaldırılması için uğraştığımız bir dönemde, Nijeryalı Amina'nin, suç bile olmayan zinadan yargılanıp "recm" gibi insanlık dışı vahşi bir uygulama ile öldürülmek istenmesine karşı, Recm'e Karşı Uluslarası Komite tüm dünyada eylem üzerine eylem yapıyor. Amina Lawal'in taşlanarak öldürülmesine http://www.amnistiaporsafiya.org/ adresinde karşı çıkabilirsiniz.
'Modern çağın aramızdan bir kahramanı'
Time Dergisi 'Modern Çağın Kahramanları' arasında Diyarbakır'da kadın hakları için mücadele eden emekli ilkokul öğretmeni Nebahat Akkoç'u da gösterdi. Diyarbakır'da 1997'de şiddete uğrayan kadınlara yasal ve psikolojik destek veren Kadın Merkezi'ni (KA-MER) kuran Akkoç, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinde yaşayan Modern Çağın Kahramanları arasında gösterildi. Yazıda, Akkoç'un "Anadolu'da aile içi şiddete uğrayan kadınların haklarını savunmak için mücadele ettiği" vurgulanarak, "BM verilerine göre Anadolu'da kadınların yüzde 58'inin, eşlerinin şiddetine uğradığı" kaydedildi.

Kadınlar BM için gölge rapor hazırlıyor
Birleşmiş Milletler'in Ayrımcılığa Karşı (CEDAW) Komitesi'ne sunulacak hükümet dışı kadın kuruluşları raporunu hazırlamak üzere Uçan Süpürge'nin girişimiyle toplanan "2.Ulusal Kadın Çalışması Yapan Hükümet-Dışı Kuruluşlar, Gruplar ve İnisiyatifler Toplantısı" 18-20 Nisan 2003 tarihleri arasında Ankara'da yapıldı. Türkiye'nin her yerinden 450'nin üzerinde kadının katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, kadınlara ve kadın gruplarına başvuru hakkı tanıyarak kadını uluslararası hukukun öznesi durumuna getiren CEDAW İhtiyari Protokolü hakkında bilgi verildi. Toplantının sonunda yapılan açıklamada, kadınların kendilerine yapılan ayrımcılığın sona erdirilebilmesi için devletin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesinde ısrarlı olduğu vurgulanarak, öncelikle ve ivedilikle, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Teşkilat Kanunu'nun çıkarılması ve TBMM Eşitlik İzleme Daimi Komisyonu'nun kurulması ve yasal düzenlemelerdeki eşitsizliklerin giderilmesi istendi. Açıklamada ayrıca, BM'nin ve Türkiye de dahil tüm ülke yönetimlerinin ABD'nin Irak'ı işgalinin, insan hakları ihlallerinin ve evrensel kültürel mirasın tahribinin durdurulması için etkin çaba harcaması .

Kadınlar Örgütleniyor:
Küçükkuyu kadın dayanışma grubu kuruldu
"Kadının İnsan Hakları" konulu bir söyleşi için Çanakkale'nin Küçükkuyu ilçesindeki Kafe Piano adlı kadın kahvesinde bir araya gelen kadınlar, örgütlenme kararı alarak "Küçükkuyu Kadın Dayanışma Grubu"nu kurdular. Her Pazartesi toplanma ve kadının eğitimi, sağlığı, el emeğinin değerlendirilmesi gibi konularda çalışma grupları da kurma kararı alan kadınlar önceliklerini, el emeği ürünlerini değerlendirebilecekleri bir stand açmak olarak belirlediler. Elbirliğiyle kurmaya çalıştıkları kadın kitaplığı için herkesten destek bekleyen Küçükkuyulu kadınlara suheylad@veezy.com adresinden ulaşabilirsiniz. Mor bülten olarak, her sayıda benzeri bir ilçe, hatta köy haberi verebilmek umuduyla diyoruz...

"İffetli ve şerefli Türk kadınları argo kullanamaz" !
Biliyorsunuz, Filiz Bingölçe'nin yazdığı Kadın Argosu sözlüğü, "muzır neşriyat" kapsamında bulunduğu için yargılanıyor. Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, Başbakanlık Çocukları Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu'nun gönderdiği bilirkişi (!) raporunda "toplumun şerefli bir üyesi olan Türk kadını arasında argo kullanımı yaygınmışçasına, bu tür sözcüklerden oluşan bir sözlük hazırlanmasının Türk kadınını aşağılayıcı nitelikte olduğu" ve "iffetli ve şerefli Türk kadınlarının argo kullanmayacağı" buyuruluyor... Yazarın avukatı, Canan Arın, Kurul'un "argo sözlük olmaz" yönündeki gayet bilimsel (!) tespitine karşı, dünyada 262 bin tane argo sözlük olduğunu söyleyerek; Türkiye'de de Hulki Aktunç tarafından hazırlanmış Büyük Argo Sözlüğü bulunduğunu ve ona karşı dava açılmadığını hatırlattı. Mahkeme, sözlüğün "halkın ar ve haya duygularını rencide eder nitelikte" ve "cinsel duyguları tahrik eder mahiyette" olup olmadığı araştırmasında ısrarını sürdürerek sözlüğün İÜ Edebiyat Fakültesi'nden yeni bir bilirkişi heyetince incelenmesine karar verdi. Duruşma 11 Eylül'de...

Müftünün tecavüz duyarlılığı: Tecavüz hem insanlık suçudur, hem de turizmi baltalar!
Tecavüzcülerin özellikle yaz aylarında fazla mesai yapmaları, turizmden gelir elde etmeyi uman ülkemizde müftülerin fetva yayınlamalarını gerektirecek kadar önemli bir sorun haline gelmiş! Yabancı mağdurların yerli tecavüzcülerden korunması güvenlik güçlerini aştı anlaşılan! Alanya Ceza Mahkemesi'nde görülen davaların yüzde 15'inin tecavüz davaları olduğunun ortaya çıkması üzerine, eline kağıdı ve kalemi alan Alanya Müftüsü Muhammet Gevher, turizm sezonu öncesinde vatandaşlara tecavüz konusunda uyarılarda bulunmuş. Tecavüzün dine ve insan haklarına aykırı olduğunu vurgulayan Gevher, bu tip olayların Türk turizmini baltaladığını buyurmuş. Her turizm sezonunda ilçede fuhşun arttığına da dikkat çeken Gevher, "hayat kadınlarının yüzde 90'ının hastalıklı olduğu"nu ileri sürüp, ilçe halkından "hayat kadınlarından" uzak durmasını da istemiş.

İlaçlı çayla uyutuldum! Tecavüz ettiğimi hatırlamıyorum, Sayın hakim!
Kayseri'de 72 yaşındaki KD'ye tecavüz edip parasını çaldığı için yargılanan 17 yaşındaki RE, "KD'nin zaman zaman kendisini evine davet edip, para karşılığı cinsel ilişkide bulunduğunu" iddia ederek "Olay gecesi bana ilaçlı çay içirdi. Hiçbir şey hatırlamıyorum" diye savunma yaptı. KD ise, uyumak için yattığında kırık pencereden giren RE'nin masanın üstündeki 40-50 milyon lirayı aldığını, yataktan kalkmaya çalışırken, RE'nin çoraplarıyla ağzını tıkadığını ve üzerine çıktığını, bu arada bayıldığını ve uyandığında yarı çıplak halde olduğunu, kendine gelip telefona sarıldığında sanığın telefon kablosunu kestiğini fark ettiğini anlattı. Mahkeme zorla ırza geçmek, gasp ve mesken masuniyetini ihlal suçlarından yargılanan RE'nin akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespitine karar verdi. RE baygın haldeyken ereksiyon olabilen bir erkek olarak tarihe geçecek!

Bir ekonomik şiddet vakası daha: Parazit erkekler dehşet saçıyor
Adana'da eşini bıçaklayarak yaralayan Salim Kökçe'nin ömür boyu hapis istemiyle yargılanmasına başlandı. Salim Kökçe'nin savunması: "Şoförlüğü bırakıp, eşime bir modaevi açtım. Ama işyerine gitmemi istemedi. Bunun üzerine şüphelendim ve takip ettim. Birkaç kez başka erkeklerle gördüm." Bir de Cennet Kökçe'yi dinleyelim: "22 yıllık evliyim ve 15 yıldır terzilik yapıyorum. Beni sürekli dövdüğü için, öldürmekle tehdit etmesine rağmen boşanma davası açtım. Bunu kabullenemedi ve beni bıçakla öldürmeye kalktı." Kadına yönelik fiziksel şiddetin kökeninde bir çok kez erkeklerin kadının üzerinde kurduğu baskıyla parazit yaşamlarını sürdürmek istemeleri ve "sosyal güvencelerinin" elden gittiğini hissettiklerinde ise dehşet saçmaları yatıyor. Cennet Kökçe de milyonlarca mağdurdan sadece biri.

Kadınlar! Kocanız hem tembel hem de küfürbaz mı? Niye katlanıyorsunuz?
Bu haberimiz ise, hem kadını çalıştırıp, kendi yan gelip yatan, hem de onu "salak, manyak, geri zekalı" gibi sözlerle sürekli olarak aşağılayan bir kocanın şiddetinden kurtulmak için verilen hukuk mücadelesinin bir örneği... (Büyük olasılıkla bu sözel şiddete eşlik eden fiziksel şiddet de vardır, ama şimdilik haberin bu yanını kurcalamıyoruz.) Koca, kadının açtığı bu davada boşanmak istememiş ve de yerel mahkeme kocanın isteğine uyup davayı reddetmiş. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ise, "Davalı kocanın çalışmamasının yanı sıra eşine salak, manyak, geri zekalı sözlerle hakaret ettiği anlaşılmakla, taraflar arasında müşterek hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin varlığı mevcut ve sabittir." diyerek kadının boşanma davasının kabul edilmesi gerektiğine karar vermiş.

Damlalıkla gelen "sosyal devlet"!
Gazetelerden, Şanlıurfa'nın Hilvan İlçesi'nde kumasıyla tartıştığı için, 17 yıldır birlikte yaşadığı kocası Mustafa Koçak tarafından, biri daha bir aylık olan 5 çocuğuyla birlikte sokağa atılan Kadriye Gündoğan'a Siverek Kaymakamlığı'nın destek verdiğini öğrendik. Kendisinin de durumu basından öğrendiğini belirten Kaymakam Hayrullah Sun, "Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığıyla Gündoğan'a kiraladıkları evin bir yıllık kirasını ödediklerini, gıda ve 100 milyon lira nakit yardımı da yaptıklarını, çocuklara nüfus cüzdanı çıkarıldıktan sonra okul işlemlerini de tamamlayacaklarını" söylüyor. Gündoğan ise, "Şimdi sıcak bir yuvamız oldu. Çocuklarımın nüfus cüzdanı da çıkacak. Allah devletimizden razı olsun" diyor. Bizlerse, sorunu umursamayan Hilvan Kaymakamını mı eleştirelim, konuyu basından öğrenip elinden geleni (ve aslında asli görevlerinden birini) yapmaya çalışan Siverek Kaymakamını mı kutlayalım, yoksa kırk yılda bir ve de damlalıkla gelen "sosyal devleti" zümrüdü anka kuşu sanan Kadriye'ye mi üzülelim bilemiyoruz...

İtinayla namus kurtarılır!!!
Yanında çalışan 17 yaşındaki S.G'ye tecavüzden yargılanan Cevdet Zeytin'in yorumsuz ifadesi: "Ben aslında ona iyilik yaptım. Annesinin yanında kötü yola düşecekti" S.G'nin ifadesine göre ise, Zeytin birlikte çalıştıkları fotoğraf stüdyosunda kendisine tecavüz etti. Ailesi durumdan şüphelenerek, kendisini kızlık(!) muayenesine götürmek isteyince olayı Zeytin'e anlattı. Zeytin de bunun üzerine korkarak S.G'yi Bursa'dan Eskişehir'e kaçırdı. 7 aylık zorunlu beraberlikten sonra, kaçarak ailesine sığındı ve Zeytin'e dava açtı. 36 yaşında, evli ve iki çocuk babası olan Zeytin'in, "namus kurtarmak için kaçırma, iyilik için tecavüz" ifadeleri de kurtarmayıp ceza alınca, bu kez de tecavüzden aldığı cezadan kurtulmak için son hamlesi, S.G. ile evlenme talebinde bulunmak oldu. Bu durumda S.G'ye iki seçenek kalıyor: Ya "namusu"nu kurtarmak için - o "namusa" tecavüz etmiş olan adamla- evlenecek ya da boynundaki "namus" ilmeğinden kurtulup yeni bir yaşama başlayacak. Cevdet Zeytin'in eşine ise neredeyse hiç seçenek kalmıyor: Eşi bir başka kadına tecavüzden yargılandığı gibi, bir de o kadınla evlenmek adına kendisinden boşanmak istiyor.

Yalan Rüzgarı!
Kocaeli'nin Gölcük İlçesi'nde küçük yaşta üç kıza tecavüz etmekten yargılanan yedi sanık, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 15 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya başladı. Sanıklardan tam 40 yaşındaki Önder İlhan, "Evliyim ve mutlu bir yuvam var. Kimseye tecavüz etmedim. Belki babamdan para sızdırmak isteniyor olabilir" dedi. Mağdurlardan birinin üvey babası olan Yaşar Kanık (37) ise, tecavüzüne savunma olarak "Birkaç kez kaldığı kız yurdundan kaçtı. Bana sürekli özel hayatına karışamayacağımı söylüyor." dedi. Volkan Kıran ise, aynı mahallede oturdukları FB'ye tecavüz etmediğini söyledi. Şikayetçilerden FB ise, Volkan Kıran'ı sevdiği ve kendisiyle evlenmeye zorlamak için yalan beyanda bulunduğunu söyledi. Artık ne kadar hür (!) biçimde ifade değiştirdiğini ve bunu anlatmak için ne çilelerle yurttan kaçtığını (!) bilemeyeceğimiz FB, "Bana iki yıl önce arabasına bindiğim tanımadığım bir adam tecavüz etti. Ayrıca bu duruşmaya kaldığım kız yetiştirme yurdundan kaçarak geldim" dedi.

Kadın kaçırmaya çalışmanın cezası: 17 gün hapis = 80 milyon lira + 118 milyon 638 bin lira ağır para cezası = 199 milyon 311 bin. Onu bile ödetme, ertele (!?)
Hiç uğraşmayın, yanıtı hemen verelim: Kadın kaçırmaya kalkışmanın cezası... Evlenme teklifini reddeden avukat Meral Çil'i kaçırmaya çalıştığı iddiasıyla yargılanan işadamı Niyazi Ulusoy, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada son söz olarak "Ben ona sarkıntılık yapmadım. O bana sarkıntılık etti." dedi. Ulusoy'u toplam 17 gün hapis ve 118 milyon 638 bin lira ağır para cezasına çarptıran mahkeme, sanığın hapis cezasını 80 milyon 673 bin lira para cezasına çevirdi. Toplam 199 milyon 311 bin liralık ağır para cezası ise "bir daha suç işlemeyeceği kanaati oluştuğu"gerekçesiyle ertelendi.

Röntgenciliğin cezası tedavülden kalktı: 30 lira!!!
İvrindi Sulh Ceza Mahkemesi, evinin bahçesindeki tuvalete giren bir kadını duvardaki delikten dikizleyen bir kişiye "sarkıntılık" suçundan ceza verdi. Gerçi bu ceza da hapisten para cezasına çevrildi sonra da ertelendi! Yargıtay 5. Ceza Dairesi ise, temyiz edilen kararı, "Türk Ceza Kanunu'nun 547. maddesine göre her kim, itidal ve muvazene haricinde veya çirkin veya ayıp görünen sair herhangi bir hal ile başkasını alenen incitir veya huzur ve rahatını ihlal ederse 15 güne kadar hafif hapse veya otuz liraya kadar hafif para cezasına mahkum olunur." gerekçesiyle oybirliğiyle bozdu. Böylece açık bir cinsel taciz suçu, yürürlükteki ceza kanununda en azından "sarkıntılık olarak" değerlendirilmesi gerekirken, Yüksek Yargıtay'ımızın ilgili Ceza Dairesince "Halkı rahatsız eden hareketler" başlığı altında düzenlenen bir madde içine alınıverdi. Hala anlatamadık, her türlü cinsel saldırı kişiye,kişilerin cinsel hak ve özgürlüklerine karşı işlenen suçlardır. Ve genellikle biz kadınlara karşı işlenir; ne halka, ne de edep törelerine DEĞİL!

İki kadın, altı çocuk,bir anne, bir baba.... Hepsi tek bir erkeğin mağduru!
Kırıkkale'nin Keskin İlçesi'nde, Hollanda'da işçi olarak çalışan kocasının yanına gitmeye hazırlanan 19 yaşındaki Zeynep Akın'ı kaçırarak birlikte yaşamaya zorlayan Ahmet Uçak (37), Akın'ı otomatik av tüfeğiyle öldürüp intihar etti. Akın'ı kendisinden kaçıp babasının evine dönmesi ve kendisiyle gelmeyi reddetmesi üzerine öldüren Uçak, altı çocuğu olan eski eşini boşamıştı.Zeynep Akın'ın Hollanda'da yaşayan eşiyle de yaşı büyültülerek evlendirildiği belirtildi.

Erkekteki şiddetin kaynağı bulundu: küçükken geçirilen havale!
Nişanlısı Nina Typol'ü öldüren Hakan Çakmak'ın babası Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, oğlunun 1,5 yaşında havale geçirdiğini, bu nedenle saldırgan bir yapısı olduğunu söyledi. Bunun üzerine mahkeme, 1,5 yaşında geçirilen havale nedeniyle, Çakmak'ın ceza ehliyetinin olup olmadığının araştırılmasına karar verdi. Daha önce hamile nişanlısını öldürdükten sonra ısrarla bebeğin yaşatılmasını isteyen Çakmak, bu kez ağız değiştirdi ve kürtajına izin vermediği bebeğin kendisinden olmayabileceğini ileri sürmeye başladı. Bu nedenle heyet, ceninin sanıkla DNA bağlantısının da tespit edilmesi gerektiğine karar verdi.

Tecavüz sanığının tutuklanmasına üç hastane raporu ancak yetti!
9 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz girişiminde bulunmaktan 5 yıla kadar hapis istemiyle Kartal 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Ahmet Karagöz, üç ayrı hastane raporuyla ancak tutuklanabildi. Duruşmada, komşuları olan sanığın kablo çekmesine yardım etmesi için kendisini evine çağırdığını, eve girdikten sonra kendisine tecavüze yeltendiğini anlatan TÇ, sanığın daha önce de kendisini otomobiliyle ıssız bir yere götürüp tecavüze yeltendiğini, kendisini ve ailesini öldürmekle tehdit ettiği için olayı anlatamadığını söyledi. Bu tecavüz sanığı da diğerleri gibi, kendisine "iftira atıldığını" iddia etmeye devam etti, ama 9 yaşındaki bir çocuğun böyle bir konuda nasıl ve neden iftira atmakta olabileceği konusunda bizleri aydınlatmadı! Tecavüzü ispat 9 yaşındaki NÇ'ye düştü... Mahkeme ise, (1) Yaşam Tıp Merkezi, (2) Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile (ve 3) Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporlarda T.Ç'nin "tamamlanmamış bir fiili livataya" maruz kaldığının belirtilmesi üzerine nihayet (!) sanığın tutuklanmasına karar verdi.

Cemaat imama yine uydu!
Üsküdar Kısıklı Gümüşsuyu Camii imamı Ali Kısa, Erzurum'da mesleğini icra ederken aşık olduğu Nurdan Doğan'ı bir türlü unutamıyordu, her gün gusul abdesti almaktan derisinde pul pul döküntüler baş göstermişti. Sonunda Allahın emrinin gerekliliğine ikna olan muhterem, peygamberin kavlini alarak kızın kapısını çaldı ve reddedildi. Tüm kutsallığına karşın istenmeyen damat ilan edilince, nefsine hakim olamayıp cemaatini de arkasına alarak kızı kaçırmaya kalktı, hem de silah zoruyla! Zamane kızları, parmağından tutulunca gelmiyor tabii. Kör nefsinin delirttiği imamın elinden kurtulmayı başaran Nurdan, mutlu ve huzurluydu. İmamımızın savunması şöyle: "Narman'da Nurdan'ı tanıdım ve sevdim. Ailemle istettim. Önce söz kestik, ama sonra vazgeçtiler. Ben de onu kaçırmaya karar verdim. Aslında Nurdan da istekliydi, ancak sonradan ailesinin baskısından olsa gerek vazgeçti. Pişman değilim. Arkadaşlarım sadece bana bu konuda yardımcı oldular."

Kadınlar! Uyurken eşinizin üstünü sıkıca örtün, yoksa hayatınızdan olabilirsiniz!
Abdurrahman Kırankaya, eşi Şükran Kırankaya'nın uyurken boğazını keserek öldürmek suçundan yargılanıyor. Abdurrahman Kırankaya ifadesinde, birkaç kez rüyasında eşinin kendisini aldattığını gördüğünü ve en son rüyasında yine aldatıldığını görünce dayanamayıp eşini öldürdüğünü söyledi. Uzatmanın manası yok, boğazlanmak bu kadar basit ! Kendinize dikkat edin.


Bilgi Üniversitesi'nin kadına yönelik şiddet araştırması
İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi Sosyal ve Krimonolojik Araştırmalar Çalışma Grubu, Prof. Dr. Bahri Öztürk'ün yönetiminde gerçekleştirilen Kadına Yönelik Şiddet konulu araştırma raporunu 26 Mart 2003'te bir basın açıklamasıyla duyurdu. Araştırma, 6440 evli veya evlilik tecrübesi yaşamış kadınla yüz yüze görüşme yöntemi seçilerek yer, yaş ve öğrenim durumları dikkate alınarak gerçekleştirilmiş. Araştırma, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Yüksekokulu'nun 1997'de aynı yöntemle yaptığı araştırma ile karşılaştırmalı olarak raporlanmış. Araştırmaya ilişkin yorumlarımızı şimdilik bir yana bırakıp, evli kadınların ezici bir çoğunluğunun (1997'de %90.94, 2003'te %93.29'unun, şiddete uğradıklarında sığınabilecekleri bir sığınağın bulunmasını isteyip hükümeti ve yerel yönetimleri göreve çağırdıklarına dikkat çekmekle yetinelim. Ayrıntılar için tıklayınız.



Şiddet, BM Kadının Statüsü Komisyonu'n da !
Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu (CSW), 47.Oturumunu 3-4 Mart tarihleri arasında Birleşmiş Milletler Merkezinde gerçekleştirdi. Komisyon bu yıl tema olarak iki önemli nokta üzerinde odaklanmıştı:

Birinci konu olan "kadın ve medya ile haberleşme ve iletişim teknolojileri"ne kadınların aktif katılımı, bunun kadının güçlenmesi ve ilerlemesi için bir araç olarak kullanımı ve etkisi sayesinde kadının insan hakları ve kadına yönelik şiddetin her türünün ortadan kaldırılması konusunda (Afganistan ve Filistin'deki kadınlar ve HIV/AIDS ile ilgili talepler de eklenerek) uzlaşmaya varıldı.

Fakat kadına yönelik şiddetle ilgili ikinci konuda özellikle dört madde çok tartışıldı. Üzerinde anlaşma sağlanamayan maddeler şunlardı:
· Pornografi ve fahişeliğe kadına yönelik şiddet olarak atıfta bulunulması (Avrupa Delegasyonu tarafından reddedildi.)
· Gelişme hakkı (Kuzey ülkeleri tarafından reddedildi.)
· Cinsel haklar ve üreme hakları (Mısır, Sudan, Pakistan, Tunus ve A.B.D. tarafından reddedildi.)
· Zararlı dinsel ve kültürel pratiklere atıfta bulunulması (İran tarafından şiddetle reddedildi.)
Filistinli Kadınlar hakkındaki metin ile ilgili oylama sonuçları ise oldukça dikkat çekiciydi: 38 evet oyuna karşılık tek ret oyu A.B.D.'den geldi! (Kaynak: Birleşmiş Milletler & Avrupa Kadın Lobisi (UN & EWL)

Beş yıllık yasayı (4320) uygulamak nasıl haber olur?
Bolu Cumhuriyet Başsavcısı Ünal Karabeyoğlu'nun, 1998'de yürürlüğe giren 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Yasayı Bolu'da işler hale getirmesi, birden medyada haber oldu. Başsavcı'nın girişimiyle, aile içinde şiddet uygulayarak suç işleyen 64 erkeğe ihtar ve bir bölümüne de eve yaklaşmama cezası verilerek; karara uymayanların ihbar edilmelerini kolaylaştırmak üzere kent merkezindeki karakolların telefon numaraları ilgililere sunuldu. İhbar durumunda polisin, derhal gerekli önlemleri alarak durumu mahkemeye intikal ettireceği açıklandı. Dahası, Savcı Karabeyoğlu, yasanın nasıl uygulanması gerektiği konusundaki ayrıntılı açıklamalarıyla kamuoyunu oldukça bilgilendirdi.

4320 sayılı yasanın uygulanması için uğraşan avukatların dava dilekçelerine, beşinci (!) yılda bile, ve hatta İstanbul'da (!) bile hala KANUN METNİNİ eklediğini gayet iyi bilen Mor Bülten ekibi olarak, Bolu Başsavcısını bu çabasından ötürü kutluyoruz. (Ve bir de bize, Depremzede bir kadını tokatladığı için kadınların protestosuna uğrayan eski, eski, eski Bolu Valisi'nin artık orada olmadığını hatırlattığı için...)

Ama bir tek savcı, bir tek il yetmiyor. Aile içi şiddeti önlemek için çıkartılan bu kanun hala hiçbir yerde uygulanmıyor. Mayıs 2003 itibarıyla örneğin bir başka büyük ilimiz olan Eskişehir'de durum: Eskişehir Barosu Kadın Hukuku Komisyonu'nun 1998'den bugüne kadar Eskişehir'deki üç Sulh Hukuku mahkemesine yapılan başvurular hakkındaki raporu: 1998'de 149, 1999'da 182, 2000'de 162, 2001'de 177, 2002'de 138 olmak üzere toplam 808 başvuru yapılmış. Ne yazık ki, durum pek iç açıcı değil, başvuruların neredeyse %90'ı çeşitli nedenlerden reddedildiği için de, başvuru sayısı artacağına düşüyor!


Mor Çatı'ya ulaşmak için:
Adres:
Katip Çelebi Mah. Anadolu Sok. No: 27 K: 3 D: 7 Beyoğlu-İstanbul
Tel:
0212 292 52 32 Faks: 0212 292 52 33
E-mail: morcati@ttnet.net.tr

.

Mor Bülten Ekibi : Esin Düzel, Filiz Çelebi, Fulya Bayraktar, Hülya Gülbahar, Mecal Topantaş,
Özgül Kablan, Özgür Erbaş, Süheyla Doğan, Şenay Akdemir, Türkan Kürkçü, Berna Ekal
Katkıda Bulunanlar : Cihan Şahin
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2007 - Töre uğruna katliam!

Kategori: haber

Töre uğruna katliam!
Yozgat'ın Şefaatli ilçesinde, evli genç çift ile 11 aylık bebekleri silahla öldürüldü.
16 Ekim 2007, 00:16

Yozgat'ın Şefaatli ilçesinde, evli genç çift ile 11 aylık bebekleri silahla öldürüldü. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Şefaatli ilçesinin Hacıbayram Karabulut Mahallesi'nde, Barış Akbaba (27), eşi Zehra Akbaba (22) ve 11 aylık bebekleri Aleyna Akbaba evde bulundukları sırada elinde silahla gelen bir kişi Barış Akbaba, eşi ve çocuğuna ateş açtı.

Yaralanan Barış Akbaba, evden çıkarak kaçmaya çalışırken, silahlı kişi peşinden koştuğu Akbaba'ya evin önünde bir kaç el daha ateş ettikten sonra uzaklaştı. Akbaba çifti ve 11 aylık bebekleri olay yerinde hayatlarını kaybetti.
Zanlı ağabey çıktı

Olay yerine gelen polis görgü tanıklarının ifadeleri doğrultusunda kimliğini belirlediği zanlı İlhan K'yi (25), ilçeye bağlı Karalar köyündeki evinde yakalandı.

Öldürülen Zehra Akbaba'nın ağabeyi olduğu öğrenilen zanlı İlhan K'nın, ilk ifadesinde, Barış Akbaba'nın 3 yıl önce kardeşi Zehra Akbaba'yı kaçırdığını, bunun bir ''namus meselesi'' olması nedeniyle cinayeti işlediğini itiraf ettiği belirtildi.

http://www.showhaber.com/26752/Guncel/Tore-ugruna-katliam

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2007 - 0-212-656 96 96 Kadınlar bu numarayı not edin,Size veya komşunuz

Kategori: duyuru

Şiddet mağduru kadınlara acil yardım hattı

İstanbul’da şiddete uğrayan kadınların mağduriyetlerinin en kısa sürede giderilmesi amacıyla acil yardım hattı ve her ilçenin emniyet müdürlüklerinde özel birimler oluşturuldu.

(0212) 656 96 96 numaralı acil yardım hattı bir kaç gün içinde açılacak.

AA
Güncelleme: 16:10 TSİ 15 Ekim 2007 Pazartesi

İSTANBUL - İstanbul Valiliği koordinatörlüğünde hazırlanan ve Avrupa Birliği (AB) tarafından desteklenen “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Projesi”nin hazırlıkları tamamlandı. İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Seyman, “Bundan böyle şiddet mağduru kadınlar, nereye müracaat edeceklerini bilecek” dedi.

İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Seyman, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, hem başbakanlığın kadına yönelik şiddet ve kadının ihmal ve istismarı ile mücadele amaçlı genelgesinde öngörülen tedbirler dizisini uygulamak, hem de bu konuda öngördükleri birtakım tedbirleri hayata geçirmek amacıyla bu özel projeyi hazırladıklarını söyledi.

Valiliğin kadının korunmasına yönelik olarak bugüne kadar birtakım tedbirleri sivil toplum örgütleri ile birlikte alarak uyguladığını anlatan Seyman, bu projenin de il emniyet müdürlüğü, ilçe emniyet müdürlükleri, il jandarma komutanlığı, sosyal hizmetler, sağlık kuruluşları, baro ve üniversitelerle işbirliği halinde sürdürüleceğini kaydetti.

Seyman, projenin AB tarafından desteklendiğini dile getirerek, “Projenin ruhu, şiddete uğrayan kadının mağduriyetinin süratle giderilmesi için acil yardım hattı ve emniyet bünyesindeki özel birimlerle doğru ve hızlı yönlendirilmesini sağlayacak bir kurumsallaşma” diye konuştu.

Valilik tarafından 13 Eylül 2007 tarihinde bir genelge çıkarıldığını belirten Seyman, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu projenin ana fikrine uygun olarak şiddet ve istismar mağduru kadınların süratle sorunlarını iletebilecekleri bir yardım hattı oluşturuldu. Bu sadece bir telefon hattı değil, bir mücadele birimi olarak hizmet verecek. Şiddete uğrayan kadının her şeyden önce kurumlara süratle ulaşmasını, doğru bir yönlendirme almasını sağlayacak bir hat.”

Acil yardım hattında psikolog, öğretmen, çocuk gelişimci sosyal hizmet uzmanı gibi meslek elemanlarının görev yapacağını ifade eden Seyman, “Acil yardım hattı, şiddet mağduru kadınlara yasal haklarını, nereye süratle müracaat etmeleri gerektiğini ve acil gereksinimlerini hangi kurumlara başvurarak karşılayabileceklerinin anlatıldığı projenin çekirdek yapısını oluşturan bir yönlendirme birimi. (0212) 656 96 96 numaralı acil yardım hattı bir kaç gün içinde açılacak” dedi.

ÖZEL BİRİMLER
Vali Yardımcısı Seyman, proje kapsamında kadına yönelik şiddetle ilgili vakalara bakabilecek, ilgilenecek, yönlendirme hizmeti yapacak 32 ilçenin bünyesinde en az 1 amir ve 2 polis memurundan oluşan özel birimler oluşturulduğunu vurguladı.

Şiddet mağduru kadınların bu birimlere 24 saat başvurabileceklerini anlatan Seyman, her birimde en az bir kadın görevlinin bulunduğunu söyledi. Seyman, birimlerin, şiddet mağduru kadına dikkat ve yakın ilgi ile yaklaşabilecek, hukuki sorumlulukları çerçevesinde objektif, insancıl, güven veren, kadınları doğru yönlendirip hukuksal hakları konusunda bilgilendirilmelerini sağlayacak şekilde donatıldıklarını kaydetti. Seyman, bu birimde görev yapanların meseleye duygusal bakmayacaklarını, “Olur işte boş ver”, “Kocandır. Döver de sever de” biçiminde bir yaklaşımdan kesinlikle uzak durarak mağdur kadınlarla ilgili işlemleri başından sonuna kadar takip edeceğini belirtti.

Şiddetin adli boyutu bulunan bir suç olduğunu ve şiddet mağduru bir kadının emniyet veya jandarmaya müracaat ettiğinde ulusal mevzuatın işlemeye başladığını anlatan Seyman, “Bunun yanında kadını doğru yönlendirerek yeni bir yapılanmayı hedefledik. Bundan böyle şiddet mağduru kadınlar, nereye müracaat edeceklerini bilecek” diye konuştu.

Seyman, yoksul ve yoksun bir kadının tedavisi için yeşil kart prosedürünün çok hızlı işletileceğini, ilave tedavi giderleri ve insani gereksinimlerinin karşılanması için ilçelerdeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının harekete geçirileceğini kaydetti. Şiddet mağduru kadının çocuğu ile veya yalnız, korunaklı barınma gereksiniminin ise kadın misafirhaneleri, sosyal hizmetler aracılığıyla karşılanacağını anlatan Seyman, belediyelerin de sorumlulukları gereği bu konuda katkı sağlayabileceğine işaret etti. Mehmet Seyman, kadınla ilgili yasal süreç devam ettiği sürece valilik ve kaymakamlıklar olarak ellerindeki tüm imkanların devreye alınarak destek verileceğini dile getirdi.

Seyman, AB’nin vereceği destek sona erince de projenin yürütüleceğini ve kadına yönelik şiddetle mücadele tedbirler dizisi içerisinde var olacağını sözlerine ekledi.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kadın haklarının yaygın kullanılmaya çalışmasını sağlamak.Bu konuda bilgilenmek ve bilgilendirmek

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

vinmor
mor
feminist
nanick
vinada
feministiz

KADINA YÖNELİK ŞİDDETİ KINIYORUZ